Kolera, fazla sayıda ishal ve kusma ile çok miktarda sıvı ve elektrolit kaybedilmesine sebep olan bir ince barsak hastalığıdır.
Hastalık, genelllikle, dışkı bulaşmış kirli su ya da bu sularla yıkanmış gıdalar
aracılığı ile yayılır. Bu yüzden kanalizasyon veya su arıtım tesislerindeki her
hangi bir hasar veya yanlış uygulama, koleranın büyük çapta bir alana kısa
sürede yayılmasına yol açabilir. Basit bir tedaviye sahiptir ama tedavi
edilmezse de %50 oranında ölümle sonuçlanabilir.
Korunma:
Meyve ve sebze bahçeleri hiç bir zaman lağım suları ile sulanmamalıdır. Lağım
sularının, içme sularına karışmasıengellenmelidir. Yiyecek ve içecekler sinek,
böcek ve fare giremeyecek yerlerde saklanmalıdır. Yemeklerden önce ve tuvaletten
çıktıktan sonra eller mutlaka sabunlu suyla yıkanmalıdır.
Belirtileri:
Kolera etkeni, yoluyla bulaşır. Kuluçka devri birkaç saatten 1 haftaya kadar değişir.
Genellikle 5 saat ile 3 gün arasında kabul edilir. Hastalık, kuluçka devrini
takiben ani ishal ve kusmalarla başlar. İshal sırasında karın ağrısı yoktur, dışkı
adeta boşalır tarzda çıkar. Pirinç suyu gibi bulanık olan dışkının içinde pirinç
taneleri şeklinde taneler (flakonlar) vardır. Ağır vakalarda hasta günde 15-20
litre arasında su kaybeder. Koltuk altı ısısı 32-35°C’ye düşerken, makattan
alınan rek-tal ısı 38-39°C’ye çıkar. Dehidratasyon yani su kaybı nedeniyle dil
kurur, gözler çukura kaçar, yüz kederli ve en diş eli bir hal alır. Eller,
fazla su kaybı nedeniyle buruşur. Fazla su
kaybetmiş hastalarda en çok baldırlarda, daha sonra ön kolda ve karın
kaslarında kramplar meydana gelir. Koleraya yakalanmış gebe kadınların hemen
yarısında olur.
Hastalarda ses kısıklığı, kulak çınlaması ve işitme bozukluğu, reflekslerin
azalması görülür. Bilhassa göz refleksleri kaybolur, pupillalar genişler ve göz
kapakları tam olarak kapanmaz.
Tedavisi
Ölüm riski bu kadar yüksek olan ve bugün hâlâ binlerce insanın ölümüne yol açan koleranın tedavisi aslında fazlasıyla basittir. "Oral rehidrasyon tedavisi" (ağızdan sıvı tedavisi) olarak da adlandırılan tedavi ile kolera hastaları kısa sürede sağlıklarına kavuşabililer. Bu tedavide, kaybedilen su ve elektrolit (sodyum, potasyum, klor, bikarbonat) kaybını yerine koyabilmek ve normal beslenemeyen hastaya enerji sağlayabilmek amacıyla, hastaya vücudun normal sıvı-elektrolit dengesine eşdeğer (izotonik) bir tür tuz ve glikoz karışımı içirilir. Herhangi bir şey içemeyecek durumda olan daha ağır hastalara (toplam hastaların yaklaşık %10-20'si) ise karışım damardan verilir. Durumu çok ağır ve acil olan hastalara ise tetrasiklin vb. antibiyotiklerle antibakteriyel tedavi uygulanır.
Kolera Aşısı
Dünyanın pek çok yöresinde koleraya neden olan suş Vibrio cholerae 01’dir. Aşı sadece %50 oranında ve kısa süreli bağışıklık sağladığı için WHO tarafından artıl önerilmemektedir. Ancak daha önce midesi alınmış ve dolayısıyla mide asidi bulunmayan veya H2- reseptör antagonisti veya antasit kullananlar, kolera ve diğer barsakta hastalık yapan mikroplara daha duyarlı olacaklarından bu grup hastalara diğer önlemleri yanısıra kolera aşısı da önerilebilir. Riskin devamı halinde 6 ayda bir ek doza gereksinim vardır. Yan etki olarak aşının yapıldığı bölgede lokal reaksiyonlar gelişebilir. Hamilelerde güvenilirliği konusunda veri yoktur.
Yeni, oral yoldan kullanılan genetik mühendislik teknolojisi ile elde edilmiş canlı bir aşı (CVD 103-HgR) İsviçre’de ruhsatlanmış ve bazı Avrupa ülkelerinde de kullanılmaya başlanmıştır. Bu aşı da parenteral aşı gibi non-01 (Bengal) suşuna karşı koruyucu değildir
11 Haziran 2008 Çarşamba
Etiketler : Kolera , Kolera nedir , Kolera belirtileri , Koleradan korunma , Kolera tedavisi , Kolera aşısı , Oral rehidrasyon tedavisi